Wednesday, July 9, 2008
uzun zamandır dışarıya kapalı olan blogumu bugun açmaya karar verdim; neden bilmiyorum aslında,yine aynı zımbırtıları yazıcam buraya belki, mutlu olduğum gunlerde sayfa boş kalıcak, canım acıdığında yine doldurucam deli gibi anlamsız cumleler, peşi sıra gelen kelimelerle ama işte ne bileyim; birşeyler yazmak isterke insanın canı, kağıt kalem her ne kadar gerekli olsa da bazen duşunceler parmaklardan hızlı olmakta; klavye bu bağlamda en etkili yol.
Thursday, January 3, 2008

dışarıda kar yağıyor şimdi...kar ilginç bişi aslında; bembeyaz, belki de varsa meleklere en yakın formda olanlar onlar. final haftasının gelip çattığı şu haftada klasik ben olarak dikkatini sınavlardan başka herşeye veren bir insan olarak yine bilgisayarın başındayım. parmaklarımda kırmızı ojeler.... yeni aldığımız aslında pek de bi işe yaramayan abajurumuzlar beraber oturuyoruz; her tarafta ders kitapları, kağıtlar, kalemler...
acaba insanın çevresinde oluşturduğu tertip (aslan yattığı yerden belli olur hesabı) kişiliği hakkında bi ipucu da verir mi ki? yani ben ne kadar dağınıksam o kadar da kafam mı karşık yani? yerlerdeki eşyalar sebebiyle yurumeye zorlandığımız odamızda, herşeyin ustuste, giysilerin yerde, kaşıkların da kalemlik içinde olduğu duşunulurse, kafamız karşık galiba gerçekten bizim...
bi film izlemek gerek..keşke sinemalarda sigara içilebilse; belmondoyu başka nasıl izleyebiliriz ki zaten? gerçi halihazırda kabul edilen kapalı yerlerde sigara içme yasağından dolayı artık kahvelerimizi bile dışarıda içmek zorunda kalacağız galiba " avruğa birliği uyum yasaları"yla beraber.
bi şekilde yaşıyoruz ya; yeni yılın şerefine gidilen eğlenceler de kendini kandırmanın bi yolu belki de ( valla ben bi yere gidemedim diye demiyorum). insanlar o kadar çaresiz sanki; yeni yılın gelişini buyuk bi şevkle beklerken, ona methiyeler duzercesine bişiler yapmaya çalışıyolar. meali çok basit: beraber eğlendiklerim; lutfen yanımda kalın; yanımda kalın ki zor anlarımda size tutunabileyim, sizin yanımda olduğunuzu hissetme benim için gerçekten çok onemli.
ya da sap dolaşan saygıdeğer bayanlar ve çok muhim baylar için hazır yeni yılın gelmesiyle gevşeyen gonul yayları sebebiyle ava çıkma zamanı: yoksa hiç tanımadığın bi yerde yuzlerce kişiyle eğlenip birbirine bakış atamalar neye yarar ki, suslenmeler, ben çok rahatım edalarıyla içip dans etmeler...
yeni yılın en guzel armağınını yine kendisi verdi bize bence. tamam, gokten ne mutluluk yağıyo, ne de victoria's secret modelleri iniyo ama yeni yıla bembeyaz bi sayfayla başlamamızı sağlayan küçük kar tanecikleri - buz kristalleri- pıtır pıtır dokuluyo ustumuze...
ben en iyisi mi gidip ders çalışayım...
Monday, October 15, 2007

hmmm, an itibariyle yurtta şapşal şapşal oturmamın haricinde pek bişi yazamıcam gerçi ama bişiler yazmak istedi canım; uzun suredir de yazmamışım.....aslında bi
yerden sonra insanın bişi yazası olsa da yazamıyo, sadece istemiorum bazen...
tam bi koopmania olsum sanırsam bu aralr ki bu ii mi diil mi bilmiorum; iidir herhalde....
hello my love, it's gettin' cold on this islan, i'm sat alone, i'm so sad on my own falan diye giden bi şarkı; herkes dinlesin mukemmel, super, olağanustu, kafamda hep aynı melodi
now i'm looking for you or anyone like you.....
keşke birileri obur albumlerini de çekse , diğer şarkıları da dinlesem.... sonra gıy gıy bi film de açardık, keşke kedimiz de olsaydı, salak salak ona bakardık......ona da gerek yok aslında şimdi, bi şekilde bazen canımı sanırsam ben acıtıyorum zaten de o çok bariz zaten de artık biri kafamdaki tilkilere bi dur dese keşke..... bazen dayanılmaz hale gelince, offffffff, yine hoopppp zat-i ali kopar ki bu hiç hoş değil...,
yuzlerce defa tekrarlasam da içimden sakin ooll, bu sefer aynı şeyler olmayacak desem de bazen kendimi fırtına oncesi sessizlikte gibi hissediyorum; sonra hooppp, herşey yine aylar oncesi gibi olucak; o yuzden kendim hiç camel almıyorum belki ya, belki de o yuzden kırmızı kazağımı giymek hiç istemiyorum; ama bu çok yanlış; bi gun bi yerde kopucam ki az kaldı sanki......
kedileri severim; peluş olanlar hariç, hele ondan hiç hoşlanmıyorum...
Tuesday, August 14, 2007
Thursday, August 9, 2007
artık gelenekselleşmiş tren yolculuğundayım yine; kulaklarımda pink martini, aklımsa istanbul'da aslında, belki biraz da tum yaz tatilinde ne yapıcam duşuncesinde, bu beni olduruyor çunku her ne kadar yaşamakta olduğum şehri sevsem de, tum bir yaz tatili kendimi insanlardan nasıl kurtarıp belki de biraz fildişi kulemde rahat rahat yaşayabileceğim onu duşunuyorum....kendi kabuğunda yaşayan salyangoz gibi bişiyim bi anlamda aslında; "bana" davet edebileceğim insanlar son derece kısıtlı ki eskişehirde yaşanması olası olaylar silsilesini tahmin etmeye çalışınca biraaz boğulacak gibi oluyourm....tamam, bencil bi insanım belki ama yapabileceğim başka bişi de olmasa gerek aslında, yaralanmaya o kadar açığım ki; daha doğrusu yaralanma hissini kafamda kurgulamaya, ekstra bi etkene gerek yok hiç, kısaca gitsinler de ben de dvdlerim ve kitaplarımla kendime kurduğum dunyada yaşayayım kimse beni rahatsız etmeden....ahh Isabelle, bilmediğim fransızcamla seni anlamaya çalışıyorum sanki..... aklımda o kadar çok şey var ki aslında, neler yapacağımın ya da yapmak sitediklerimin, boş boş oturmak istemiyorum...belki de doyumsuz bi insanım, ya da kendimi o kadar çok yuceleştirdim ki gozumde, içimde, artık ne yapsam yapayım hiçi bi zaman tam olmayacak... her şey hastalık derecesinde mukkemmel olmalı....
kendime mektup tadında bişi oldu sanki bu da ama içimden gelen bole bişise yapabileceğim hiç bişi olmasa gerek....
que tengo miedo perderte despues.....
istanbulda yaşadıklarımız duşunulecek olursa, bi kere doğum gunumu geçirmiş bulunmaktayım canına yandığımın şehrinde... boklunun ustune iliştirilmiş bi mum eşliğinde,sadece bi kaç aydır tanıdığım ve aslında beni sevmek için hiç bi nedenleri olmayan insanlar arasında çok guzel bi akşam geçirdim.... gerçekten beklemediğim birşeydi çunku hiç birinin hiç bi sorumluluğu yoktu beni eğlendirmek için.... hepsine çok teşekkürler; belki de asıl guzel olan da buydu, bilmem....
kendime mektup tadında bişi oldu sanki bu da ama içimden gelen bole bişise yapabileceğim hiç bişi olmasa gerek....
que tengo miedo perderte despues.....
istanbulda yaşadıklarımız duşunulecek olursa, bi kere doğum gunumu geçirmiş bulunmaktayım canına yandığımın şehrinde... boklunun ustune iliştirilmiş bi mum eşliğinde,sadece bi kaç aydır tanıdığım ve aslında beni sevmek için hiç bi nedenleri olmayan insanlar arasında çok guzel bi akşam geçirdim.... gerçekten beklemediğim birşeydi çunku hiç birinin hiç bi sorumluluğu yoktu beni eğlendirmek için.... hepsine çok teşekkürler; belki de asıl guzel olan da buydu, bilmem....
Monday, July 23, 2007
glory box...
uyandığım 5 gunun sabahının 3 unde kafamda yer alan şarkı.....i'm so tired of playing with this arrow and bow....

sonra bi de serseri aşıklar var, nefes nefese ya da À bout de souffle, godard'a saygı duruşu niteliğinde.... new york herald tribune eşliğinde gorunen eiffel kulesi, sevsem mi vaz mı geçsem bilemediğim bi adama bağlanışım....sonunda da terkedip gidiyorum zaten, kazığımı da atıp ustelik ama sonunda da bi bakışımı atıyorum değil mi jean seberg'im? ama kendime not; week end' i kopek gibi beğenmeme rağmen truffaut 'u tek geçerim; saygılar....
bu arada belmondo hayranlarından ozur dileyerek belirmeliyim ki seberg'in yanına hiç yakışmamış..... bu arada belitmeden de geçemeyeceğim ki kendisi gerçek hayatta sıkı bi insan hakları savunucusuymuş ozellikle amerika'da yaşayan afro-amerikanların hakları konusunda çok hassasmış; bir gun de terkedilmiş bir arabanın içinde 1 haftalık cesedini bulmuşlar.....kendisini sevmeyenler ya da bilmeyenler için çok acı bir bilgi değil kendisi bu belki ama yeni dalga sevenler bir uzuntu dalgası yaşamışlardır herhalde, yaşamasanız da çok da sorunda olmaz heralde, bilmiyorum; bugun solundan kalkan bi insan olarak herşey kabulum; akp nin %49 oy alması bile, herşeye aynı uzaklıktayım; bi nevi çemberin dışında olmayı seçmek gibi bişi....
nerelerden nerelere atlamaktayım ama dun farkettim ki uzun zamandır ne çok sevinebiliyorum, ne de çok uzulebiliyorum; ki uzulmek için milyonlarca nedenim var, bir daha asla goremeyeceğim amcama ya da yengeme ağlayabilirim belki, ya da guzel bi muzikle dans edebilirim ama beynim, ruhum makina yağı yutmuş gibi; sanki bi fanusun içindeyim de ben, çevremde olan herşeyin sadece izinin izi ulaşabiliyo bana, o da bi tarkovsky suresinde, su damlalarının buharlaşması ne kadar surer ki?belki de bi bakış suresince hayattayım; ama o da geçer merak etme...
Subscribe to:
Posts (Atom)