
şoyle bir nostalji yapayım dedim, tatlım sultanın sayfasını okudum.son bi kaç ay içinde neler yaşamışız,nelere ağlamışız nelere gülmüşüz,herşey o kadar canlı;ama bi o kadar da uzak...hayat cidden içi zift dolu bi kuyu ve biz de o kuyuda çırpınıp üste çıkmaya çalışan küçük yaatıklara benziyoruz;ne kadar üste çıkmaya çabalarsak üstümüz o kadar zifte bulanıyo,ruhumuz yavaş yavaş o eski masumiyetini kaybederken,biz de o kaybettiğimiz saflığı başka şeylerde,başka insanlarda arıyoruz...tatlım sultan kabul et artık ikimiz de çok yorgunuz; o yüzden sen aşk yok diye ortalarda dolanırken,ben de hiç bi zaman adını koyamadığım,başlamak ve zırhlarımı indirmek için hep bi adım geride kaldığım diğer garip(çoğunlukla rahatsız) insanlara ağlıyorum,onları düşünüyorum....öyle ki bi yerden sonra ne senin salak kızlığın kalıyo,ne de benim haftalarda kılçıksız gezip kendimi sigara paketlerinin dibine vurmam....biz niye böyleyiz tatlım, hep en sevdiklerimiz bize en büyük acılarımızı veriyor...seninle az mı oturduk geceler boyunca elimizde djarumlarımız,kafamızı az mı patlattık nasıl olcak,bi daha sen nasıl goreceksin,ben ne diyeceğim;az mı plan yaptık senle,az mı taste in men ile özgürlüğümüzü bulurken(belki de hiç bulamadık,hep içimizdeki bişeylere bağlı kaldık) aklımızın iplerini saldık,sonunda ne olursa olsun diye...peki ya sen odamızın güzide ablası,seninle de ,az mı dertleştik,az mı ağladık,az mı üzüldük bu lisenin tüm mezunları rahatsız diye,az mı dertleştik gecenin karanlığında.....peki bu kadar beyin bulantısı neden? hayatımızda kim var ki o kadar paha biçeceğimiz,kim var ki kendimizi buncasına paralayabileceğimiz,kim olacak?? ne kadar aşk yok desek de,ne kadar sex and the city hatunu olucaz biz diye nidalar atsak da kabul edelim artık, hepimiz korkan küçücük kızlarız..ve herkesin tahmin edebileceğinden çok daha fazla yara alıyoruz şu hayatta...
tatlım sultan,sen de yüzeysel bi insan değilsin,sadece kendimizi açıklama biçimlerimiz farklı.... ne bilgisayar projesi ne de şu külçe romanlar;kimse bizi bizim kadar anlatamaz,bırak da durulalım biraz; şu yaşadığımız bok çukurunda herke bi şekilde "o" sunu ararken bizim birbirimize ihtiyacımız var;ne müzik klubu insanları,ne de trt2 gibi adamlar......
carpediem bize gereken,çünkü bazı şeyler üstüne düşünmek için değil,sadece yaşamak içinler......boşver herşeyi,gel biz djarumlarımızı içerken gecenin unutulan bi zamanında, birbirimizi konuşalım artık, başkalarını değil;çünkü hatırlatılan ya da hatırlanan her şey,biraz daha boka batırıyo bizi.....
öptüm sizi saygıdeğer oda sakinleri....
4 comments:
pufff... öperken öpüldün güzelim de içime de gene bi apırlık çöktürdün. sorunlu liseliler, uykudan önce yorgan altı dertleşmeleri, en sonunda da carpe diem. günü yakalamak güzel de ah bir de acaba doğruyu mu yaptım diye tereddüt etmese insan... ama yok buna kafa yoramam, yormamalıyım, yormıycam. en azından şu an.
apırlık nedir ya? ağırlık olcak o =)
tatlım düşünüoruz da nooluo,düşünsek bi dert düşünmesek bi dert,düşünsek elimizdeki zamanı kaybedicez, düşünmesek, carpediem e vursak da boyel off acaba dooru mu yaptım dicez;ben hala carpediem i destekliorum şahsen,keşke demektense hiç olmazsa elimizde mutlu anlar kalır di mi?? bn de bi efkarlandım yaw,gostermicektin bana o sayfayı:'(
gel tatlım bu gece birer xanax içelim. her şey kaybolsn gitsn. djarum , vodka kesmez oldu. gel direk kopalım bu gece sonsuz huzura dönelm belki bok çukurndan biraz çıkarz azıcık da olsa.
Post a Comment